Gönül Heybesi
Unutursun
Unutursun; "unutamam" diyemediğin her ah ile vahı,
Ellerinin arasına aldığın kafanı, nefesinden çalanı.
Veryansın ettiğin zamanı, bir türlü sökmeyen şafakları;
İçinde bir sızıyla "unutmadım" dedin ya; yine de unutursun.
Unutursun kara kalemle sana çizilen yolları,
Adımladığın kaldırımların tek tek taşlarını.
Zamanın ne kadar hızlı, sabrının ise sancılı olduğunu;
Gözlerinden akan yaşlarını, gün gelir unutursun.
Raflara sığmayan, ödediğin bedellerin sayfalarını,
Her defasında "sıfırların toplamından" çıkan sonuçlarını.
Boynunda taşıdığın o yaftanın ağır yükünü,
Bir türlü olmayan sabahlarını, elbet unutursun.
Üzerinde bir kısa kolluyla, babanın arkasından bakakaldığını;
Uzakların ne kadar yakın, yakınların ne kadar uzak olduğunu...
Nefessiz kalan yüreğinle, titreyen dizlerinin dermansızlığını,
Kapandığın yatağının gıcırtılarını bile unutursun.
Ankara'nın ayazından yükselen o sessiz haykırışlarını,
Elindeki simitle çalınan ömrünün yalnızlığını...
Eve dönüşlerde uyuyamadığın gecelerin yakamozlarını,
Sana bakan gözlerdeki o ahlaksızlıkları unutursun.
"Bir hevesti geçti, bir oyundu bitti" denen baharlarını,
"Artık yeter" diyen çaresizliklerini, yargılanan suçsuzluğunu.
Payına düşene "hayır" diyemediğin, yorulduğun o anlarını;
Kabuk bağlamayan yaralarını zamanla unutursun.
Firari hayallerinin, sol yanında taşıdığın o sızısını,
İstanbul'a sığmayan, içinde bir bir ölen şehirlerin yok oluşunu.
Gün geçer, ay geçer, yıl geçer; geçer o umutsuzluğun pası,
"Aç köpekler doysun" dersin; namusun salyalarını unutursun.
Çalan bir telefon, yazılan bir mısra unutturmadı mı sağlığını?
Unutursun sevdaların yalanlarını, aşkın oyuncaklığını.
Tutsak etme kendini, sığmaz bunlar artık kanayan yaralarına;
Kırılan saatlerin camlarını elbet unutursun.
Gözlerini diktiğin tavanları, kendi kendine yazdığın ağıdı,
Her defasında yeniden harlanan yürek yangınlarını...
Art arda yaşadığın; bir kabuk ekmek, bir kaşık aş ve "sözde" adamları;
Tek tek ekleyip sığdıramadığın mezarlarını bile unutursun.
by kaptan